AŞIK DAVUT SULARİ

  

                  

Yazarlardır Aşıkların ışığı

Tarihe mal eder görebilirse

İlham kaynağıdır ilham beşiği

Akışına göre girebilirse

 

Her kayıtta bir fidan dikilir

İlim tarlasında tohum ekilir

Aşk mahsulü eken beli bükülür 

O' da sadakatte durabilirse

 

Bu Davut Sulari kırk yıllık ozan

Dökülmekte yaprak başladı hazan

İçimde dert kaynar bünyemdir kazan

Dizde fer gözde nur varabilirse.

 

  

 

 

  Aşık Davut Sulari 1925 yılında Erzincanın Tercan ilçesine bağlı eski adıyla mans,yeni adıyla Çayırlı bucağında doğdu. (Çayırlı şu anda ilçedir.) Babası Veli annesi rinde hanımdır.

Soyu İbrahimi Mükerremin oğlu seyyit Mahmut Hayrani Veli'ye dayanmaktadır.

 Dedesi Kaltık Mehmet Ağa tasavvuf şairiydi. Dedesi genç Davut'a saz çalma şiir söyleme ve türkü yakma zevkini aşıladı. Ama sazın inceliklerini ona Üstad Muzaffer Sarısözen öğretti.

Aşıklık geleniğinin halk şiirinin her türünde başarılı örnekler vermiştir. Davut Sulari nin yaktığı türküler bugün dahi usta halk türküsü sanatçıları tarafından TV de ve kasetlerde okunmaktadır. Ankara ve İstanbul radyolarında 4 yıl usat bölge sanatçısı olarak çalıştı. Davut Sulari 1955 yılından itibaren Konya'ya gelir özel şiirli türkülü programlar sunardı.

Aşıklar bayramının Konya'da yapılmasında emeği geçmiştir. Usta aşık türkü atışma güzelleme dallarında büyük bir yetenek sahibiydi. Doğu Anadolu da asırlardan beri dilden dile anlatılan efsaneleri menkibeleri şiirleştirir sazıyla etkili bir makam ve deyişle dost meclislerinde sunardı. Bütün ömrünü aşıklık geleniğine sadık kalarak sürdürdü. Sulari yi sazından sazını Sulari den hiçbir zaman ayrı düşünmek mümkün değildi.18 ocak 1985  tarihinde Davut Sulari bir aşıklar meclisinde Erzurum'da yanık yanık türkü yakarken bu dünyadan göçtü.

 

  YAŞAMI VE KİŞİLİĞİ

Davut Sulari 1925 yılında Erzincan'ın Çayırlı İlçesi'nde (Mans) doğdu. Baba Veli ile Cezayir Ananın beş çocuğundan biridir. Asıl adı Davut Ağbabadır. Sulari mahlasını soyadı olarak kullanışı ilk gençlik yıllarına rastlar. Bir ara Kemali ve Serhat Aşık mahlaslarını kullandıysa da Sulari mahlasıyla tanınmıştır. Soyadı kanunu çıktıktan sonra sırasıyla Sümmani, Selami ve Sulari soyadlarını alır. Soyadı olarak alınan bu mahlasın pirler dergahında kendisine verildiği rivayet edilir. Davut Sulari, Seyyit Mahmudi Hayrani'nin soyundan gelmektedir ve Kureyşan'lıdır. Böylelikle soyağacı İmam Musa'el Kazım'a, buradan da Hz. Ali ve Hz. Muhammed'e kadar uzanmaktadır. Sulari'nin dedesi Pir Kaltuk tüm aşiretiyle birlikte Tunceli'nin Nazimiye ilçesi Kureyşanlılar köyünden, Erzincan'ın Tercan ilçesinin Çayırlı (Mans) bucağına yerleşmişlerdir. Çayırlı'nın ilçe olmasının ardından Davut Sulari ve ailesi kendilerini "Çayırlılı" olarak tanımlamaya özen göstermişlerdir. İlkokulu ancak üçüncü sınıfa kadar okuyabilen Davut Sulari asıl eğitimini dedeler ve pirler dergahında alır. İlk eğitimine dedesi Mehmet Kaltık (Kaltuk) Ağa nın yanında başlar. Saz çalmayı da dedesinin teşvikiyle öğrenmiştir.

1938 yılında Baba Mansurlu Gülşah Ana ile evlenir. Daha sonraları bir resmi olmayan evlilik daha yapan Sulari'nin bu evliliklerinden 5 çocuğu vardır.

Davut Sulari 17 yaşında pir elinden dolu içer ve "badeli aşıklar" kervanına katılır. Sır aleminde kendisine sürekli akıp çağlayacağı için "Sulari" adı verilir. O günden sonra aşk ateşiyle yanıp tutuşan Sulari, kabına sığmaz; sürekli gezmek dolaşmak, yeni şeyler öğrenmek, bildiklerini öğretmek ister. 22 yaşına geldiğinde babası Veli dört oğlunu toplar ve soydan gelen dedelik görevinin hangi oğlu tarafından sürdürüleceğinin kararını vermek ister. Davut Sulari'ye hitaben "madem ki sen bu kadar gezmeyi seviyorsun hiç değilse taliplerin içerisine çık. Ama önce oniki evden oniki post sahibi getireceğim, dördünüzü de sorgu suale çektireceğim. Kim pirlerin mürşitlerin sorduğu soruların cevabını verirse talip içine o çıkacak" der. Davut Sulari erlerin sorduğu her soruya ayrıntılı cevap verir. Pirler bile bu duruma hayret ederler. Baba Velioğlu Davut'un bu başarısı karşısında "Sen Hak'sın yol senindir; talipler içerisine sen çıkacaksın" der ve Sulari'nin "Dedelik" hizmeti böylelikle başlamış olur. Bu olayın ardından Sulari artık atına binecek gurbetin yolunu tutacaktır; ta ki ölümüne kadar ülke ülke, şehir şehir, köy köy dolaşacaktır. Erzincan'ın ve Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki Kureyşan Ocağı taliplerinin yol hizmetini görecek, bu arada dili iyice çözülecek, aşıklık mesleğini en üst düzeyde uygulamaya başlayacaktır.

Davut Sulari yaşamı boyunca geçimini temin etmek için başlıbaşına bir iş tutmamıştır. Dedelik hizmetinden, konserlerden, plaklardan, özel gecelerden kazandığı paralarla yaşamını sürdürmüştür. 80 kadar plağı ve stüdyo kaydı kasetleri Türkiye ve Almanya'da yayınlanmıştır.

Alevi-Bektaşi inancı ve kültürüne bağlı aşıkların "gezgin aşıklar kolu"nun son temsilcilerinden olan Davut Sulari yaşamının sonuna değin bu özelliğini sürdürmüştür. Uğradığı yerlerde kendi kültürünü, bilgisini, görgüsünü aktarmış, oralarda rastladığı kültürel öğeleri de dağarcığına alarak sanatını zenginleştirmiştir. 1948 yılında Ankara Radyosuna "mahalli sanatçı" olarak kabul edildikten sonra 1949 yılında İstanbul Radyosu'nda Yurttan Sesler Korosu'nun konuk mahalli sanatçıları arasında yer almıştır. Muzaffer Sarısözen, Halil Bedi Yönetken, Ulvi Cemal Erkin, Adnan Saygun, Nida Tüfekçi, Neriman Tüfekçi gibi müzisyenlerle tanışmış olması, O'nun müzik görgüsünde ve meslek yaşamında etkili olmuştur.

Sulari'nin yaşamının ilk 20 25 yılında politika neredeyse hiç yoktur. O hep bir güzel peşinde koşan, bazen tarikat ilkelerini yaymaya çalışan, Ehli Beyt'e muhabbetini açıkça dile getiren bir "saz şairi", "aşık' görünümündedir.

Ancak 1970'li yılların sosyal ve politik çalkantılarından Davut Sulari de nasibini almış ve şiirlerine toplumsal sorunları, politik açmazları, inançsal istismarları konu edinmiştir. Bu durum o dönemde bazı yazarlar tarafından olumsuz karşılansa da Davut Sulari'nin yapısına çok aykırı bir davramş değildir. Üstelik Sulari Alevi Bektaşi kültüründen gelen aşıklarda pek görülmeyen türlerde örnekler verebilen özel bir aşıktır. Kaldı ki o dönemlerde Alevı kimliği yeni yeni toplumun tüm kesimlerinde konuşulmaya başlanmıştır ve Sulari'nin bu konularda çok hassas olduğu bilinmektedir. Bu sebeblerden hareketle Sulari'nin 1970'li yıllarda söylediği deyişlerin kendi içinde bir mantığı vardır.

1950'li yıllardan itibaren Feyzi Halıcı'nın düzenlediği Konya Aşıklar Bayramı'na katılması orada pek çok aşıkla, "Atışma", "Dudak değmez", "Taşlama' gibi türlerde karşılaşmış olması, "aşka sevdaya ve güzele düşkünlüğü", kimi zaman ağır mistik öğelerle beslenmiş tesavvufi şiirleri, kimi zaman yukarıda belirttiğim gibi toplumsal içerikli o dönemdeki söylemle "devrimci" şiirler söylemesi, Sulari'nin, "fırtınalı yaşamındaki çelişkileri" olarak görülmesi yerine yaşamındaki ve sanatındaki çeşitlilik ve zenginlik biçiminde değerlendirilmiştir.

Davut Sulari aşıklık kimliğinin neredeyse tüm özelliklerini bünyesinde barındırır.onun eserlerinde konu zenginliği vardır. "sevgi" onun deyişlerinin ana temasıdır. onda Allah Muhammet Ali ve ehlibeyt sevgisi doruk noktadadır. Bir başka özelleiği deyişleriyle insanlığa öğütlrde bulunmasıdır.

 Hem kendine ait deyişleri özgün ezgi kalıplarıyla müziklendiren bir aşık, hem eski aşıkların, ustaların deyişlerini çalıp söyleyen bir mahalli sanatçı, hem de yöresinin türkülerini aktaran önemli bir kaynak kişidir. Davut Sularinin irticali çok güçlüdür eserlerini okurken ne vezin nede kafiye hatası yapmaktadır. Karşısına çıkan aşıklarla atışmalarında her dalda başarılı olurdu. Lebdeğmez (dudakdeğmez) dalında yarışmalara çıkıpda başarılı olan üçbeş aşıktan birisidir. Bu karşılaşmalarda kafiye bulmak endişesi olmadığı gibi anlam zenginliğine de çok önem verirdi. Usta malı türkülerde okurdu ama buna ihtiyacı olmayacak sayıda kendi türküleri var olan bir ozandı.

 

 Yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan efsaneleri, şiirlerine tema olarak almış ve böylece bir geleneğin önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Davut Sulari, aşka sevdaya tutkusu, güzellere düşkünlüğü ile Karacoğlan'ı, Alevi kimliği ile Pir Sultan Abdal'ı, tasavvufi kimliği ile de Erzurumlu Emrah'ı ve Yunus'u hatırlatır. Şiirlerinde tüm bu aşıklardan izler bulmak mümkündür. Bununla birlikte günümüzün pek çok aşığın da Davut Sulari'nin etkisi görülür. Aşık Mahsuni Şerif, Aşık Muhlis Akarsu, Aşık Daimi, Aşık Beyhani, Aşık Serdari bunlardan yalnızca birkaçıdır. Son yirmi yirmibeş yıldan bu yana albümlerinde Davut Sulari'nin eserlerine yer veren halk müziği sanatçılarının sayısı da az değildir. Ali Ekber Çiçek, Arif Sağ, Sabahat Akkiraz, Belkıs Akkale Erdal Erzincan, Gülcihan Koç,  albümlerinde Sulari'nin eserlerine en fazla yer veren sanatçılardandır.

Davut Sulari gezgin aşıkların son simalarından biri olmakla beraber bu seyahatlerini yalnızca yurt içinde sürdürmemiştir. Başta Irak, İran, Suriye olmak üzere, Avrupa'da Almanya, Hollanda, Avusturya, Fransa, Belçika, İsviçre ve o zamanlardaki adıyla Yugoslavya gibi ülkeleri de karış karış dolaşmıştır. Burada Sulari'nin yaptığı seyahatlerden çok, seyahatlerin yapılış biçimini belirtmekte yarar görüyorum:

Sulari Anadolu'nun her yerini (üç vilayet hariç) ve yukarıda saydığım Ortadoğu ülkelerini "Leyla" adlı atıyla gezmiştir. Yine at sırtında Bulgaristan ve Yugoslavya'yı geçmek ve Avrupa içlerine girmek istediyse de bugün bilemediğimiz sebeplerden ötürü bunu başaramamış, geri dönmek zorunda kalmıştır. Sulari, bu bakımdan da gezgin aşıklar arasında tipik bir örnek teşkil etmeyi başarmıştır.

Sulari yurt içinde en çok İzmir, Erzincan, İstanbul ve Ankara'da kalmıştır. Ailesinin büyük bir kısmının İzmir'de yaşaması nedeniyle İzmir'de geçirdiği zaman, Sulari için önemlidir. Kardeşi, çocukları, torunları İzmir ve çevresinde yerleşmişlerdir; bu sebeble İzmir, Sulari için yaşamsal bir önem taşır. Her nereye giderse gitsin mutlaka İzmir'e uğrar ve yakınlarıyla görüşür...

Yıllar süren seyahatlere dayanabilen dirençli bir fiziğe sahiptir Sulari... At sırtındaki bu yolculuklar hiç kuşku yok ki zorluklarla doludur... Ancak ne kadar dirençli olunursa olunsun doğanın güç koşullarında ömür boyu seyahat etmek yıpratır insanı.. Bununla birlikte onbinlerce belki de yüzbinlerce insanla muhatap olmak, bilgi ve tecrübeleri bu insanlarla paylaşmak; aile ortamından uzakta, eşinden çocuğundan ayrı çileli bir yaşam sürmek kolay değildir elbette... Bir dava uğruna, bir meslek uğruna ordan oraya gezip dolaşmak...

 

İşte bu tarz bir yaşama Davut Sulari'nin vücudu ancak 40 yıl dayanabilmiştir. Yine aşıklık mesleğini icra ettiği bir sırada Erzurum'da Ali Rahmani'nin aşıklar kahvesinde yakın arkadaşlarıyla söyleşirken rahatsızlanmış, Erzurumdaki Araştırma Hastanesi'ne kaldırılmış, ancak bütün çabalara rağmen hayata döndürülememiştir (18 Ocak 1985). Son nefesine kadar aşıklık mesleğinin içinde bulunmuştur Sulari. Aşıklık onu yaşama bağlayan temel unsurlardan biridir ama bu çileli yaşama vücudu yenik düşmüştür... Şimdi mezarı Çayırlı'daki aile mezarlığındadır.

 

 

 

             SİYAH PERÇEMİNİ

 

 

Siyah perçemini dökmüş yüzüne

Salınarak gelen humaya bakın

Kimden söz eşitmiş düşmüş hüzüne

Keder yakışmayan simaya bakın

 

Yaktın yandırdın beni zalim aldattın beni

Ne dedimde darıldın bir pula sattın beni

            

Ağ göğsün üstüne  bir bağ biçilmiş

Binbir çeşit çiçeklerden ekilmiş

Dün uğradım bir hücraya çekilmiş

Bulutmu kaplamış şu aya bakın 

 

   Nakarat

 

Elin siteminden ağlarken gördüm

Gül dibinde perçem bağlarken gördüm

Bir seher akpınar çağlarken gördüm

Davut Sulari'deki sevdaya  bakın

 

Nakarat

              

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !